Yaz geldi, İzmir yanıyor. Termometreler gölgede 35?i, asfaltta kim bilir kaçı gösteriyor. İşten çıktınız ya da...
Yaz geldi, İzmir yanıyor. Termometreler gölgede 35’i, asfaltta kim bilir kaçı gösteriyor. İşten çıktınız ya da uçaktan yeni indiniz. Adnan Menderes Havalimanı’nın o kaotik kalabalığından sıyrıldınız. Rotanız belli: Ege’nin incisi, tatilin başkenti Çeşme. Ama bir sorun var. Haberleri açıyorsunuz; lahmacun fiyatları havada uçuşuyor, Beach Club giriş ücretleri bir asgari ücretle yarışıyor. İnsan düşünüyor haliyle; "Yahu biz bu memlekette, havlumu serip, kuruş ödemeden, denizin tadını çıkaramayacak mıyız?"
Cevap veriyoruz: Çıkaracaksınız. Hem de kralını çıkaracaksınız. Çeşme sadece pahalı şezlonglardan, bangır bangır müzik çalan "Happy Hour"lardan ibaret değil. Çeşme’nin öyle koyları var ki; suyu Maldivler’le yarışır, kumu altına benzer ve en güzeli: Giriş tamamen bedava.
Biz Denta Perla Diamond ailesi olarak, İzmir Gaziemir’de, tam da o Çeşme otobanına bağlanan noktada hizmet veriyoruz. Hastalarımız genelde uçaktan inip, önce bize uğrayıp o "Hollywood Gülüşü" bakımlarını yaptırır (malum, tatil fotoğraflarında dişler parlamalı), sonra bize sorarlar: "Hocam nereye gidelim, neresi güzel?" İşte bu yazı, o sorunun cevabıdır. Dişlerinizi bize, rotanızı bu rehbere emanet edin. Sandalyenizi, şemsiyenizi ve buzluğunuzu kapın. İşte Çeşme’nin cüzdan dostu, ruhu doyuran en iyi 10 ücretsiz koyu.
Alaçatı’dan Port tarafına doğru sürdüğünüzde, o meşhur rüzgar türbinlerinin hemen altındadır. Eskiden sadece biz İzmirlilerin bildiği, "kimse duymasın" diye fısıldadığımız bir yerdi. Şimdi biraz popüler oldu ama hala işletmesiz. Adını, denizin ortasındaki o heybetli kaya parçasının doğal aşınmayla oluşan deliğinden alıyor. Burada kumsal beklemeyin. Zemin beyaz, kireç taşı benzeri kayalıklardan oluşuyor. O beyaz kayalarla turkuaz suyun birleşimi, ortaya inanılmaz bir renk cümbüşü çıkarıyor.
Neden Gitmelisiniz? Fotoğraf çekilmeyi seviyorsanız, gün batımında burası bir stüdyo gibidir. Dikkat: Gölgelik alan sıfır. Şemsiyeniz yoksa yanarsınız (gerçek anlamda). Tuvalet, duş, bakkal yok. Tamamen "Survivor" modu. Ama o sessizlikte, dalgaların sesiyle baş başa kalmak paha biçilemez.
Alaçatı’nın o kalabalığından kaçmak isteyenlerin sığınağıdır burası. Özpamir Sitesi’nin içinden geçilerek inilen, aşağıda sizi şoke edecek güzellikte bir koy. İsmi Kleopatra çünkü kumları ve denizin berraklığı efsanelere konu olacak cinsten. Etrafı yüksek kayalıklarla çevrili olduğu için rüzgarı nispeten daha az alır (Çeşme rüzgarı meşhurdur biliyorsunuz).
Deniz Durumu: Suyu soğuktur. Ama öyle böyle değil, "çivi" tabir ettiğimiz cinsten. İlk girişte "Yandım anam" dersiniz ama 3 dakika sonra vücudunuz alışır ve çıkmak istemezsiniz. Şnorkelinizi almayı unutmayın, su altı akvaryum gibidir.
Listeye "Koy" dedik ama Ilıca Plajı'nı yazmazsak ayıp ederiz. Dünyanın en güzel halk plajlarından biridir. Kilometrelerce uzanan beyaz, ipek gibi bir kum. Denizin içine yürüyorsunuz, yürüyorsunuz... Su hala belinizde. Özellikle çocuklu aileler ve yüzme bilmeyenler için bir cennet. Yeraltından kaynayarak denize karışan sıcak termal sular sayesinde, Ilıca'nın suyu diğer koylara göre daha ılıktır (ismi de buradan gelir).
Tiyo: Hafta sonu yer bulmak imkansız olabilir. Sabah 08:00 gibi giderseniz, denizin o "çarşaf" gibi halini yakalar ve en güzel yeri kaparsınız. Denta Perla Diamond’a beyazlatma için gelen hastalarımıza hep söyleriz: "Ilıca'nın o turkuaz suyunda bembeyaz dişlerinizle bir selfie çekmeden dönmeyin."
Çeşme'nin güneyinde, sakız ağaçlarının arasından geçilerek gidilen bir bölge. Altınkum'un ücretli beach'leri meşhurdur ama hemen yanlarında, aynı denizi kullanan devasa bir halk plajı kısmı da vardır. İsmi, altın sarısı kumlarından gelir.
Uyarıyoruz: Ege'nin en soğuk suyu buradadır. Açık denize baktığı için akıntısı boldur, suyu sürekli devir daim olur. Ağustosun ortasında, 40 derece sıcakta bile suya girerken dişleriniz birbirine çarpabilir. (Dişleriniz birbirine çarparken bir sızı hissederseniz, tatil dönüşü Gaziemir Denta Perla Diamond’a bekleriz, hassasiyet tedavisi gerekebilir!) Soğuk sevenler için bir numaradır, "Ben üşürüm" diyenler yanına bile yaklaşmasın.
Çiftlikköy tarafında bulunan bu plaj, sit alanı olduğu için dokusu bozulmamış nadir yerlerden. Kumu o kadar kaliteli ve incedir ki, pırlanta gibi parlar. Burası rüzgarın evidir. Eğer "Ben denizde dümdüz yatayım" diyorsanız sizi yorabilir. Ama dalgalarla oynamayı seviyorsanız, uçurtma sörfü (Kitesurf) yapanları izlemek hoşunuza gidiyorsa bayılırsınız.
Denizi sığdır. Yüzlerce metre yürürsünüz derinleşmez. Arabanızı kumsala kadar çekebileceğiniz nadir yerlerdendir (gerçi bazen batanlar oluyor, dikkat). Kamp sandalyenizi atıp, gün batımını izlemek için birebir.
İsmi biraz garip, evet. Hikayesi muhtelif ama güzelliği tartışılmaz. Dalyan, Çeşme’nin balıkçı kasabası ruhunu koruyan yeridir. Kocakarı Plajı da hemen Dalyan’ın girişinde, üniversitenin tesisinin yanında kalan, işletmesiz ama bakımlı bir plajdır.
Diğer koylara göre daha derin bir denizi vardır. 3-5 adım atınca boyu geçer. Suyu serindir, zemini kum ve taş karışıktır. Eskiden çok sakindi, artık bilen arttığı için kalabalık olabiliyor. Ama denizin temizliği ve o lacivert tonu için her şeye değer.
"Fatmagül’ün Suçu Ne?" dizisinin çekildiği o huzurlu köy... Ildır, Çeşme'nin diğer yüzüdür. Gürültü yok, yüksek sesli müzik yok. Sadece huzur var. Köyün içindeki küçük koylar veya "Günkent" tarafındaki sahil şeridi tamamen ücretsizdir. Denizi bazen yosunlu olabilir ama gün batımı... Ah o gün batımı! Güneşin denize batışını, karşısındaki adacıklarla birlikte izlemek bir terapidir. Denizden çıktıktan sonra Ildır’ın meşhur lokmalarını (ballı lokma) yemeden dönmeyin. (Şekerli yedikten sonra diş fırçalamayı unutmuyoruz tabii, Denta Perla Diamond kuralı!)
Ilıca ile Şifne arasında kalan bu bölge, daha çok yazlıkçıların ve gençlerin tercihidir. Burada da büyük bir kumsal yoktur. Genelde insanlar yol kenarına park eder, havlularını kayalıkların üzerine serer ve denize girer. Suyu ılıktır, dalgasızdır, havuz gibidir. Özellikle akşamüstü saatlerinde, kamp sandalyelerini alıp gelen gençler burayı bir sosyalleşme alanına çevirir. Tesis yoktur ama etrafta market boldur.
Eşek Adası turlarına katılan teknelerin uğrak noktasıdır ama karadan ulaşımı biraz zordur (yolu bozuktur), bu yüzden kalabalık değildir. Altınkum tarafına giderken sapa yerlerde kalır. Denizin rengi o kadar mavidir ki, ismi buradan gelir. Dipteki taşları tek tek sayabilirsiniz. Eğer altı yüksek bir aracınız varsa ve biraz macera arıyorsanız, burası tam size göre. "Issız ada" hissiyatını yaşayabileceğiniz ender yerlerden.
Ilıca Plajı'nı çok seviyor ama kalabalığından bunalıyorsanız, çözüm Boyalık'tır. Hemen Ilıca'nın yan koyudur. Rüzgarı biraz daha az alır, denizi yine turkuaz ve kumdur. Plajın bir kısmı oteller tarafından kapatılmış olsa da, geniş bir "Halk Plajı" alanı mevcuttur. Denizin rengi bazen o kadar güzel olur ki, Maldivler fotoğraflarıyla yan yana koysanız ayırt edemezsiniz.
Çeşme’nin bu harika koylarını gezerken, buz gibi bir limonata içerken veya akşam Alaçatı sokaklarında gezerken ihtiyacınız olan en önemli şey ne biliyor musunuz? Özgüvenli bir gülüş.
Dişiniz sızlarsa o soğuk suyun, dişiniz sarıysa o güzelim selfie'lerin tadı tuzu kalmaz. İzmir Adnan Menderes Havalimanı’ndan kiraladığınız arabanızla Çeşme otobanına bağlanmadan hemen önce, Gaziemir Denta Perla Diamond’a bir kahve molasına bekleriz.
20 dakikada diş taşı temizliği,
45 dakikada ofis tipi beyazlatma,
Veya tatil öncesi genel bir kontrol...
Siz rotanızı çizin, biz gülüşünüzü tasarlayalım. Bu yaz, Çeşme koyları kadar parlak bir gülüş sizinle olsun. İyi tatiller İzmir!