İşlem biter. Koltuk hafifçe doğrulur, hekiminiz maskesini indirip o küçük, yuvarlak el aynasını...
İşlem biter. Koltuk hafifçe doğrulur, hekiminiz maskesini indirip o küçük, yuvarlak el aynasını uzatır size. "Geçmiş olsun, pırıl pırıl oldu" der tebessümle. Aynayı alırsınız. Alt ön dişlerinize bakarsınız ve o saniye, kalbinizden midenize doğru buz gibi bir su dökülür. Yüzünüzdeki o dehşet ifadesini, o gözlerinizdeki "Eyvah, dişlerimi mahvettiler" paniğini o kadar iyi biliyoruz ki Denta Perla Diamond kliniğinde.
Aynadaki yansımada, daha bir saat öncesine kadar dümdüz, duvar gibi bitişik duran o alt dişlerinizin arasında aniden siyah, ince uzun boşluklar belirmiştir. Rüzgar esiyordur sanki dişlerinizin arasından. Dilinizi değdirirsiniz, o eski pürüzsüz ve kalın tabaka gitmiş, yerine birbirinden ayrık, incecik, "oyulmuş" gibi duran dişler gelmiştir. O an zihninizde yankılanan ve muhtemelen hekiminize korkuyla sorduğunuz o ilk cümle şudur: "Hocam, dişlerimin arasını mı oydunuz? Bu boşluklar ne böyle, benim dişlerim bitişikti!"
Toplumumuzda nesilden nesile aktarılan, insanların diş hekimine gitmesini engelleyen o en büyük, en zehirli şehir efsanesi tam olarak bu aynanın karşısında doğar. "Diş taşını sakın temizletme, dişlerin arasına delik açıyorlar, dişleri birbirinden ayırıyorlar." Bugün, bu devasa yanılsamanın üzerindeki perdeyi yırtıp atıyoruz. İzmir'in o kulaktan dolma, asılsız sağlık hurafelerini bir kenara bırakın. O boşlukları diş hekiminiz mi yarattı, yoksa siz o boşluklarla yıllardır yaşıyor muydunuz? Gelin, o "kara üçgenlerin" (black triangles) arkasında yatan biyolojik suç mahalline, diş taşının o acımasız mimarisine birlikte inelim.
Aynada o boşlukları gördüğünüzde hissettiğiniz şokun tek sebebi, yıllardır gözünüzün o "sarı/kahverengi" duvara alışmış olmasıdır. Peki nedir o duvar? Siz yemek yediğinizde, dişlerinizin üzerinde tükürük ve gıda artıklarından oluşan, "Bakteri Plağı" adını verdiğimiz şeffaf, yapışkan bir film tabakası birikir. Bu tabaka, fırçalamayla çok kolay uzaklaştırılabilir. Ancak fırçanın ulaşamadığı yerlerde, özellikle alt ön dişlerin o dile bakan arka kısımlarında (ki burası tükürük bezlerinin tam çıkış noktasıdır), bu plak orada kalır.
Tükürüğünüzün içindeki kalsiyum ve mineraller, o yumuşak plağın içine hücum eder. Sadece 48 saat içinde, o yumuşacık şeffaf plak çökelerek betonlaşır. Tartar veya Diş Taşı dediğimiz o sert, kayamsı yapı işte budur. Siz fırçalamayı ihmal ettikçe, taş üstüne taş eklenir. Aylar, yıllar içinde o taşlar dişlerinizin o doğal kıvrımlarını, iki dişin arasındaki o incecik doğal boşlukları (embrasürleri) tamamen doldurur.
İki dişinizin arası aslında hiçbir zaman duvar gibi dümdüz ve kapalı değildir doğasında; o arayı dolduran ve size dişleriniz "bitişikmiş" illüzyonunu veren şey, tamamen o sertleşmiş, kokuşmuş bakteri çimentosudur. Siz aynaya her baktığınızda kendi dişinizi değil, dişinizi hapseden o sarı kireç taşını görüyorsunuzdur aslında.
"Tamam hocam, taş vardı anladık da, taşı alınca neden orada koca bir delik kaldı?" diyeceksiniz haklı olarak. İşte meselenin o en can alıcı, en acımasız biyolojik gerçeği buradadır. Diş taşı dediğimiz şey ölü bir kaya parçası değildir. Milyarlarca canlı, zehirli gaz ve asit üreten bakterinin yaşadığı gözenekli bir apartmandır. Ve diş etiniz, pürüzsüz, tertemiz diş minesine sarılmayı ne kadar seviyorsa, bu zehirli ve pürüzlü taştan da o kadar nefret eder.
O taş büyüyüp diş etinize baskı yapmaya başladığında, diş etiniz iltihaplanır (Gingivitis). Kanar, kızarır ve şişer. Eğer siz o taşı oradan temizletmezseniz, vücut o enfeksiyondan kaçmak, kendini o zehirden korumak için çaresizce bir savunma mekanizması geliştirir: Geriye çekilmek.
Diş eti, o taştan iğrenerek aşağıya (kök ucuna) doğru erimeye başlar. Diş eti eridikçe, altındaki o asıl temeli oluşturan çene kemiği de erir. Kemik erir, diş eti çekilir. Peki o çekilen, kaybolan dokunun bıraktığı boşluğa kim yerleşir? Tabii ki büyümeye devam eden diş taşı! Yani diş taşı, önce kendi eliyle dişinizin arasına devasa bir kuyu kazar, o bölgedeki eti ve kemiği eritip yok eder, sonra da arsız bir işgalci gibi gidip o kuyunun içine yerleşir ve orayı sımsıkı kapatır.
Siz Denta Perla Diamond kliniğinde koltuğa oturduğunuzda, biz özel ultrasonik kavitron cihazlarımızla o taşa titreşim vererek onu mikro parçalara ayırırız. Bizim aletlerimiz sizin diş minenizi kesemez, çizemez veya "oyamaz". Sadece ve sadece o kireçlenmiş taşı parçalayacak bir frekansta çalışır.
O su sıçratan cihazla biz o sarı/siyah taş duvarını yıkıp aldığımızda... İşte gerçekler o saniye gün yüzüne çıkar. Biz sizin dişlerinizin arasını açmadık. Sizin dişlerinizin arasını o taşlar yıllar boyunca erite erite, yavaş yavaş açtı zaten. Biz sadece o oyuğun içini dolduran pisliği, o iltihaplı çimentoyu oradan söküp aldık. Sizi kendi dişinizin o hasar görmüş, çıplak gerçeğiyle baş başa bıraktık.
O aynada gördüğünüz siyah boşluklar (kara üçgenler), hekimin hatası değil; sizin diş hekimine gitmeyi ertelediğiniz o 3-5 yılın, ihmalinizin ve diş taşının yarattığı o sessiz yıkımın faturasıdır. Yıkarız o tabuları, gerçek budur çünkü. Hekim suçlu değildir, hekim o suç mahallini temizleyen kişidir.
Geldik bir diğer korkunç safsataya. "Benim dişlerim hiç sallanmıyordu. Gittim Denta Perla'da diş taşımı temizlettim, şimdi ön dişlerim sallanıyor, az kalsın dişimi kaybediyordum."
Düşünün ki eski, çürümüş, temeli tamamen erimiş bir tahta köprü var. Ama o köprünün etrafını kalın, devasa bir sarmaşık sarmış. Köprü o kadar çürük ki normalde anında çökecek, ama o etrafını saran sert sarmaşık onu suni bir şekilde ayakta tutuyor. İşte ileri derece diş eti hastalığı (Periodontitis) tam olarak budur. Sizin o ön dişlerinizin altındaki kemik o kadar erimiş, o kadar yok olmuştur ki, dişin kemiğin içinde tutunacak hiçbir desteği kalmamıştır. O dişi ağzınızda tutan tek şey, bütün ön dişleri birbirine blok halinde yapıştıran o devasa diş taşı kütlesidir.
Biz o taşı (yani o suni sarmaşığı) oradan aldığımızda, kemik desteği olmayan o çıplak diş kendi doğal dengesiyle baş başa kalır ve elbette hafifçe sallanmaya başlar. Peki o taşı temizletmeseydiniz ne olurdu? O taş kemiğinizi eritmeye son sürat devam edecek, enfeksiyon kana karışacak ve eninde sonunda (belki 1 yıl, belki 2 yıl sonra) o dişler, üzerindeki o koca taş kütlesiyle birlikte bütün halinde ağzınızdan pat diye düşecekti. Biz taşı alarak, o dişi kurtarmak için ona son bir şans verdik. Etrafındaki o iltihabı temizledik ki, diş eti tekrar toparlanabilsin, o dişe yeniden sarılabilsin. O geçici sallanma, iyileşme krizinin bir parçasıdır.
En çok merak edilen noktadayız. "Tamam anladım hocam, boşluğu taş yapmış. Peki şimdi ben ömür boyu aralarından rüzgar esen bu ayrık dişlerle mi gezeceğim?"
Bu sorunun cevabı, sizin ne kadar "geç kaldığınıza" göre değişir. Eğer diş taşlarınız sadece yüzeysel bir iltihap (Gingivitis) yaratmışsa ve henüz altındaki çene kemiğini eritmemişse, son derece şanslısınız demektir. Temizlikten sonra, o şişmiş, ödemli, kanamalı diş eti "Oh be, nefes aldım" der. O zehirli taş gidince, vücut kendini inanılmaz bir hızla onarmaya başlar. Birkaç hafta içinde diş etiniz sıkılaşır, pembeleşir ve dişlerinizin arasına o doğal, üçgen formunda tekrar girerek o boşlukları büyük oranda kapatır.
Fakat... Eğer yıllarca o taşı orada taşıdıysanız ve taş, diş etinin altındaki kemiği kalıcı olarak eritmişse (Periodontitis)... Üzgünüm ama o kemik bir daha asla geri gelmez. Kemik geri gelmediği için, diş eti de eski yüksekliğine geri dönemez. O siyah üçgen şeklindeki boşluklar kalıcıdır. Bu boşlukları temiz tutmak için artık "Arayüz Fırçası" adını verdiğimiz o minik fırçaları kullanmak, ömür boyu sizin rutininiz olmak zorundadır. Aksi takdirde, o boşluklara dolan yemek artıkları, eskisinden çok daha hızlı bir şekilde yeni diş taşları oluşturur.
Görsel olarak bu boşluklardan çok rahatsızsanız, o zaman Denta Perla Diamond'ın estetik masasına otururuz. O dişlerin aralarındaki siyah boşlukları, özel kompozit bonding işlemleriyle (dişe hiç zarar vermeden) veya yaprak porselenlerle (laminelerle) estetik olarak kapatırız. Çözümsüz değildir hiçbir şey.
İzmir'deki kliniğimizden içeri girdiğinizde, size sadece bir "diş temizliği" yapıp, aynayı elinize tutuşturup göndermeyiz. Eğer ağzınızda yoğun bir diş taşı birikimi varsa ve temizlik sonrası ciddi boşlukların, kara üçgenlerin çıkacağını biliyorsak; bunu size koltuğa oturmadan önce söyleriz. Panoramik röntgeninizi ekrana yansıtırız. Çekilen kemiği gösteririz size. "Bakın, bu taşları kaldırdığımızda altından böyle bir manzara çıkacak, dişlerinizin arası boşalacak ama bunu o dişi kurtarmak için mecburen yapmak zorundayız" deriz. Sizi o ayna şokuna hazırlamak, işin en önemli psikolojik kısmıdır.
Temizlik bittikten sonra ise işin "Polisaj" (Cilalama) kısmı başlar. O taşları söktüğümüzde diş minesinin yüzeyi hafif pürüzlü kalır. Oraya özel, florürlü patlar ve fırçalar uygulayarak dişin yüzeyini cam gibi pürüzsüz ve kaygan bir hale getiririz. Bunu yapmazsak, o pürüzlü yüzeye yenilen gıdalar saniyeler içinde tekrar yapışır.
Kendinizi, o yıllanmış, kötü kokulu ve dişinizi eriten sarı kalkanların arkasına saklamayın artık. O boşluklardan korkmayın. Gerçek ve sağlıklı bir boşluk, iltihap dolu, kokuşmuş bir doluluktan binlerce kez daha iyidir. Dişlerinizi o taşların esaretinden kurtarmak, çiğnerken kanamayan, elma ısırırken sızlamayan sağlam diş etlerine kavuşmak için Denta Perla Diamond'ın o dürüst ve şeffaf koltuğunda sizi bekliyoruz.
Bırakın o taş duvarları biz yıkalım; geriye sadece sizin o sağlıklı, özgür gülüşünüz kalsın.