O buz gibi, acımasız kelime... "Fail". İngilizceden tıp dilimize pelesenk olmuş, hekimin ağzından...
O buz gibi, acımasız kelime... "Fail". İngilizceden tıp dilimize pelesenk olmuş, hekimin ağzından döküldüğü o ilk saniye hastanın midesine ağır bir yumruk gibi oturan o soğuk terim. Aylarca beklemişsinizdir, bütçe ayırmışsınızdır, o cerrahi stresi çekip çenenize o titanyum vidayı yerleştirmişsinizdir. Tam "Artık özgürce elma ısırabileceğim" hayalleri kurarken, kontrolde çekilen o röntgenin ardından odada derin bir sessizlik olur. Ve o cümle kurulur: "Üzgünüm, implantınız fail olmuş. Kemiğe tutunmamış."
Yıkılır o an insanın dünyası. Denta Perla Diamond kliniğinde, başka yerlerde bu acı tecrübeyi yaşayıp bize "revizyon" (ikinci bir şans) için gelen hastaların gözlerindeki o korkuyu, o güvensizliği çok iyi biliriz. Zihinlerinde hep aynı dehşet senaryosu döner: "Vücudum titanyumu reddetti, ben artık asla diş yaptıramayacağım."
Peki gerçekten öyle midir? Bir implantın "fail olması" (başarısızlığa uğraması) dünyanın sonu mudur? Çenenize takılan o sapasağlam metal parçası nasıl olur da "çalışmaz"? Bugün o karanlık perdeyi aralıyoruz. İnternetteki o felaket tellallığı yapan forumları kapatın. İmplant cerrahisinin perde arkasına, o sessiz biyolojik savaşın tam kalbine iniyoruz. Gerçek istatistiklerle, vücudun o muazzam ama bir o kadar da seçici mimarisiyle yüzleşmeye hazır olun.
Toplumda çok büyük bir kavram kargaşası var. Hastalarımız "İmplantım bozuldu, kırıldı" sanıyor fail kelimesini duyunca. Hayır. İmplant dediğimiz o minicik titanyum vida, üzerinden tır geçse bile şekli bozulmayacak, paslanmayacak, çürümeyecek kadar kusursuz bir uzay çağı teknolojisidir. İmplantın kendisi "fail" olmaz. Başarısız olan şey implant değil; implantın etrafındaki çene kemiğinin o vidaya sarılamaması, o vidayı benimseyememesidir.
Tıpta biz bu mucizevi kaynaşma sürecine "Osseointegrasyon" deriz. Biz o vidayı kemiğinizin içine yerleştirdiğimizde, vücut önce o bölgeye bolca kan pompalar. Kanın içindeki kemik yapıcı hücreler (osteoblastlar), titanyumun o mikroskobik pürüzlü yüzeyine tırmanır, oraya tutunur ve aylar içinde o metali kendi bedeninin bir parçası gibi sarıp sarmalayarak betonlaştırır. İşte "Fail" durumu, bu kaynaşmanın hiç başlamaması veya başladıktan yıllar sonra bir enfeksiyonla çözülüp dağılmasıdır. Kemiğin, o titanyumu yabancı bir madde olarak görüp etrafından hızla eriyerek uzaklaşmasıdır. Vida kemiğin içinde boşluğa düşer, sallanmaya başlar.
Gelelim o en çok merak edilen, uykularınızı kaçıran o matematiksel gerçeğe. "Hocam, ya tutmazsa? Ya benim vücudum bunu reddederse ihtimali nedir?" Size İzmir'in kalbinden, Denta Perla Diamond'ın yıllara dayanan cerrahi tecrübesinden ve global bilimsel makalelerin ortak sonucundan süzülmüş o net rakamı vereyim:
Dünya çapında, uzman ellerde ve kaliteli materyallerle yapılan implant cerrahilerinde Başarı Oranı ? ile ? arasındadır. Tersinden okuyalım: Bir implantın fail olma (başarısız olma) ihtimali, tüm riskler alt alta toplandığında sadece %2 ila %5 arasındadır.
Tıp dünyasında, apandisit ameliyatından tutun da kalp bypass'ına kadar herhangi bir cerrahi müdahalenin ? oranında başarılı olması, kelimenin tam anlamıyla bir "biyolojik mucizedir". Modern tıpta bu kadar yüksek öngörülebilirliğe sahip çok az tedavi yöntemi vardır. Ancak... O %5'lik karanlık dilim bir piyango değildir. Fail olan hiçbir implant, durup dururken, "canı öyle istediği için" düşmez. O %5'lik başarısızlığın arkasında, her zaman ama her zaman net bir suçlu vardır.
Gelin, o suçluları teşhis edelim.
İmplant yapıldı, daha üzerine porselen diş bile takılmadı, aradan 1 ay geçti ve vida ağzınızda sallanmaya başladı. Buna "Erken Dönem Başarısızlığı" deriz. Ve size acı bir sır vereyim; bu durumun sorumlusu ? oranında hastanın vücudu değil, o operasyonu yapan ellerdir.
Nasıl mı? Çene kemiği inanılmaz narin, ısıya karşı son derece duyarlı canlı bir dokudur. Hekim o implant yuvasını açarken (kemiği frezlerle oyarken), kemik içi sıcaklık 47 santigrat dereceyi sadece 1 dakikalığına bile geçerse, o bölgedeki kemik hücreleri anında pişer ve ölür. Buna Termal Nekroz (Kemik Yanması) deriz. Tecrübesiz bir hekim, oymayı yaparken bölgeyi steril serumla yeterince soğutmazsa veya matkabı kemiğe çok agresif, çok hızlı bastırırsak, kemik içten içe yanar.
Siz o yanmış, ölü kemiğin içine dünyanın en pahalı, en kaliteli İsviçre implantını da taksanız sonuç değişmez. Ölü bir toprakta tohum yeşermez. Kemik o vidayı saramaz ve vücut o ölü dokuyu dışarı atmak için o vidayı da beraberinde iter. Birkaç hafta sonra o implantı elinize alırsınız. Bu yüzden cerrahın el pratiği, tork (sıkma) hızını hissetmesi, başarının ta kendisidir.
İmplantınız yapıldı, porseleniniz takıldı, 5 yıl boyunca harika bir şekilde kullandınız. Ama 6. yılda diş etinizde bir sızıntı, kanama ve ağzınızda kötü bir tat başladı. Röntgen bir çekildi ki; implantın etrafındaki kemik krater gibi erimiş. Buna da "Geç Dönem Başarısızlığı" (Peri-implantitis) deriz. Ve işte burada suçlu, büyük oranda hastanın ta kendisidir.
En Büyük Katil: Sigara. Paketin üzerinde yazan o uyarılar sadece akciğerleriniz için değildir. Günde bir paket sigara içtiğinizde, nikotin o bölgedeki kılcal damarları büzüştürür. İmplantın etrafındaki kemiğe ve diş etine giden oksijen ve taze kan akışı bıçak gibi kesilir. Kanın gidemediği yerde bağışıklık sistemi çöker. Ağızdaki o sıradan bakteriler, kan akışı durmuş o savunmasız diş etinden içeri sızar, implantın yüzeyine yapışır ve altındaki kemiği yıllar içinde asit dökülmüş gibi eritir. Eğer zincirleme sigara içiyorsanız ve ağız hijyeniniz "günde yarım yamalak bir fırçalamadan" ibaretse; o ?'lik başarı oranı, sizin için anında P'lere düşer.
Sistemik Düşmanlar: Kontrol altına alınmamış, şeker seviyesi tavan yapmış bir Diyabet (Şeker) hastalığı da o kemiğin iyileşme kapasitesini felç eder. Kemik erimesi ilaçları kullanan, ağır radyoterapi görmüş hastaların kemik yapıları da o titanyumu kabullenmekte çok zorlanır. Biz kliniğimizde bu yüzden, siz daha koltuğa oturmadan sistemik sağlık haritanızı bir dedektif gibi inceleriz.
Hastalarımızın en büyük kabusu budur. "Düştü, bittim ben. Artık hep dişsiz kalacağım." Derin bir nefes alın. Hayır, bitmediniz. İnsan vücudu, evrendeki en muazzam kendini onarma makinesidir.
Eğer bir implant fail olursa, o bölgede bir enfeksiyon oluşmuş demektir. Biz o sallanan vidayı oradan çok nazikçe alırız. İçerideki o iltihaplı, yumuşamış dokuyu milimetrik olarak kürete eder (kazır) ve o boşluğu tamamen steril, tertemiz bir kemik odası haline getiririz. Ardından, o erimiş olan bölgeye yüksek kaliteli "Kemik Grefti" (kemik tozu) ekeriz ve o yaranın üzerini kapatırız. Doğa işini yapmaya başlar. Biz ona 3 ila 6 ay arasında bir zaman tanırız. O bölgeye ektiğimiz tozlar, sizin kendi kanınızla beslenerek sıfırdan, yepyeni ve sapasağlam bir kemik dokusuna dönüşür. Aylar sonra o bölgeyi açtığımızda, karşımızda sanki daha önce orada hiçbir kriz yaşanmamış gibi taze bir temel buluruz. Ve yeni implantımızı o sağlam temelin içine çok daha güvenli bir şekilde yerleştiririz. Fail, son durak değildir; sadece rotanın biraz uzamasıdır.
İzmir'de, kliniğimizin kapısından içeri giren hiçbir hastamızı o %5'lik istatistiksel kumarın içine atmayız biz. Çünkü başarıyı şansa bırakmayacak kadar değerli teknolojik silahlara sahibiz.
Biz o titanyum vidayı kemiğinize yerleştirmeden çok önce, 3D Volumetrik Tomografi cihazımızda çenenizin milimetrik haritasını çıkarırız. Neresi sert, neresi yumuşak, sinirlere kaç milimetre var? Ameliyata girmeden o sanal ekranda implantı yerleştirir, tüm krizleri bilgisayar ortamında önceden çözeriz. Ameliyathane ortamımız, o hastane sterilizasyonunu aratmayan protokollere sahiptir. Çünkü biliriz ki ameliyat esnasında açılan o kemik yuvasına girecek tek bir mikroskobik bakteri bile o koca operasyonu fail edebilir. Ve en önemlisi; elleri titremeyen, binlerce vakada o kemiğin dilini çözmüş, "kemiği yakmadan", dokuya saygı duyarak çalışan uzman cerrah kadromuzdur bizim en büyük güvencemiz.
Sizi korkutmasın o kulaktan dolma "İmplantı düştü, çenesi eridi" efsaneleri. Doğru hekim, kusursuz teşhis, birinci sınıf materyal ve sizin göstereceğiniz o özenli hijyen bir araya geldiğinde; o titanyum vida vücudunuzun en güçlü, en kopmaz parçası haline gelir.
Korkularınızı geride bırakın. İzmir'in kalbinde, Denta Perla Diamond'da, o ?'lik biyolojik mucizeyi sizin gülüşünüze de nakşetmek için bekliyoruz. Gelin, temeli sağlam atalım ve geriye bakmadan o mükemmel lokmanın tadını çıkarın.